Hayatın en büyük ironisi, incinmekten korktuğumuz için en büyük şifamız olan aşktan kaçmamızdır. Oysa kalbimizin kapılarını kapatmak, sadece acıyı değil, yaşamın ta kendisini dışarıda bırakmaktır. Bertrand Russell’ın o keskin ifadesiyle; yaşamın ritminden sapanlar, henüz nefes alırken bile ruhlarını bir kenara bırakmış sayılırlar. Gerçekten yaşamak, risk almayı ve tüm kalbinle dünyaya dokunmayı gerektirir.
Korkunun Bedeli: Ruhsal Bir Ölüm
“Aşktan korkmak, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar şimdiden üç kez ölmüşlerdir.” Bu söz, çekimser bir hayat sürmenin bedelini anlatır. İlk ölüm heyecanını yitirdiğinde, ikincisi merakını kaybettiğinde, üçüncüsü ise sevilme ve sevme ihtimalini reddettiğinde gerçekleşir. Güvenli limanlarda bekleyen gemiler paslanmaya mahkumdur; fırtınalara göğüs gerenler ise gerçek okyanusları keşfederler.
Kendi Eklemem (Gönülden Bir Not):
“Zırhın ne kadar kalınsa, kalbinin atışını duyman o kadar zorlaşır. Yaralanmaktan korkarak ördüğün o duvarlar, gün gelir senin hapishanen olur. Bir kez olsun düşmeyi göze alarak kanatlanmak, ömür boyu yer çekimine boyun eğerek ‘güvende’ hissetmekten çok daha değerlidir. Hayat cesurları, aşk ise teslim olanları sever.”
GSosyal sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
