Hayat, bize verilen ham maddeyle ne yapacağımıza dair bitmek bilmeyen bir sınavdır. Çoğu zaman başkalarının hayatlarına imrenerek, elimizde olmayanların yasını tutarız. Oysa asıl bilgelik, doğuştan getirdiğimiz özelliklerle kavga etmek değil, onları bir usta gibi işlemeyi öğrenmektir. Yaşam, dışarıdan izlenen bir film değil; bizzat içinde olduğumuz, her anını kendi ellerimizle yoğurduğumuz canlı bir katılımdır.
Kabullenişten İnşaya: Bir Yaşam Süreci
“Doğuştan sahip olduklarınızla yaşamayı öğrenmek bir süreç, bir katılım, yani yaşamınızın yoğrulmasıdır.” Bu söz, bize pasif bir kabullenişi değil, aktif bir dönüşümü öğütler. Sahip olduğumuz yetenekler, zaaflar ve karakter özelliklerimiz, yaşam tuvalimize sürülen ilk renklerdir. Bu renkleri nasıl karıştıracağımız, hangi fırça darbesini nerede kullanacağımız tamamen bizim katılımımıza bağlıdır. İnsan, kendi hayatının hem heykeltıraşı hem de mermeridir.
Kendi Eklemem (Gönülden Bir Not):
“Köklerin toprağı seçme şansı yoktur, ama dalların hangi gökyüzüne uzanacağı tamamen ağacın gayretine bağlıdır. Doğuştan gelenler senin altyapındır; üzerine kuracağın sarayın ihtişamı ise harcına kattığın emek ve her gün yeniden başlama iradendir.”
GSosyal sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
